Türk Masalları

Ayağına Diken Batan Horoz

horoz ve nine masalı
Ayağına Diken Batan Horoz Masalı

Bir varmış, bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; develer tellal, pireler berber iken, ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken… Bir gün bir horoz, köyün yakınındaki tarlada toprağı eşeleyip yiyecek arıyormuş. Tam o sırada ayağına sivri bir diken batmış. Canı yanan horoz, koşa koşa köyün tonton ninesinin evine gitmiş.

— “Komşu nine, komşu nine! Ayağıma diken battı, şunu çıkarıver,” diye yalvarmış.

Nine horozun ayağındaki dikeni dikkatlice çıkarmış. Sonra da elindeki dikeni yanan fırının içine atmış. O sırada fırında mis gibi bazlamalar pişiyormuş. Tereyağlı sıcak bazlamanın kokusu bütün avluya yayılmış.

Horoz tam gidecekken burnuna gelen o nefis koku yüzünden durmuş. Karnı da iyice acıkmış. İçinden:
“Şu bazlamadan bir alsam ne güzel olur…” diye geçirmiş. O anda aklına bir kurnazlık gelmiş.

Aradan biraz zaman geçince yeniden ninenin kapısına dayanmış.

— “Benim dikenimi ver!” demiş.

Nine şaşkınlıkla:
— “Aman horoz kardeş, ne dikeni? Ben onu fırına attım. Ateşiyle de mis gibi bazlama pişirdim,” demiş.

Horoz başlamış bağırmaya:

— “Ya bazlamayı verirsin ya dikeni! Ya bazlamayı verirsin ya dikeni!”

Nine çaresiz kalmış, sıcak bazlamalardan birini horoza vermiş.

Horoz bazlamayı kapıp sevinçle yola koyulmuş. Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. Derken kırda sürüsünü otlatan bir çobana rastlamış.

— “Çoban kardeş,” demiş, “şu bazlama biraz sende emanet dursun. Ben dönüp alacağım.”

Çoban önce kabul etmiş. Ama bir süre sonra sıcak bazlamanın kokusu onun da iştahını kabartmış. Dayanamayıp bazlamayı afiyetle yemiş.

Bir zaman sonra horoz geri gelmiş:

— “Ben bazlamamı almaya geldim,” demiş.

Çoban mahcup mahcup:
— “Horoz kardeş, çok acıkmıştım… Bazlamayı yedim,” deyince horozun tepesi atmış.

— “Ya bazlamayı verirsin ya da kuzulardan birini!”

Çoban mecburen sürüden tombul bir kuzu verip horozu göndermiş.

Horoz kuzuyu alıp yola devam etmiş. Gide gide şenlikli bir köye varmış. Köy meydanında davullar çalıyor, zurnalar ötüyor, herkes düğünde eğleniyormuş.

Horoz düğün sahibinin yanına gidip:

— “Şu kuzuyu ahıra bağlayıver. Ben de biraz düğünü gezeyim,” demiş.

Ama düğün telaşı içinde kuzu ortadan kaybolmuş.

Horoz geri dönüp kuzusunu isteyince düğün sahibi başını eğmiş:

— “Kusura bakma horoz kardeş… Kuzuyu kaybettik.” demiş.

Horoz bu kez daha da öfkelenmiş:

— “Ya kuzumu verirsiniz ya da bana bir koç verirsiniz!”

Düğün sahibi çaresiz kalıp iri boynuzlu güçlü bir koçu horoza vermiş.

Horoz koçu önüne katıp yola koyulmuş. Az gitmiş, uz gitmiş… Derken uzaktan tatlı bir flüt sesi duymuş. Bir çoban öyle güzel flüt çalıyormuş ki, horoz hayran kalmış.

Hemen çobanın yanına gitmiş:

— “Çoban kardeş, ne güzel flüt çalıyorsun! Sen o flütü bana ver, ben de sana bu güçlü koçu vereyim,” demiş.

Çoban bu takasa çok sevinmiş. Koçu alıp flütü horoza vermiş.

Horoz da flütü kaptığı gibi bir ağacın en yüksek dalına tünemiş. Başlamış hem flütü çalmaya hem de övünmeye:

— “Dikeni verdim, bazlamayı aldım!
Bazlamayı verdim, kuzuyu aldım!
Kuzuyu verdim, koçu aldım!
Koçu verdim, flütü aldım!

Dütdüüüüt… düttürüüü düt!..”

Gökten üç elma düşmüş; biri anlatanın, biri dinleyenin, biri de kaval çalan ibikli horozun başına…

Masaldan Çıkarılacak Ders: Bu masal, küçük bir meselenin hırsla büyütülerek nasıl hak ihlallerine yol açabileceğini gösteren öğretici bir halk hikâyesidir. Gerçek hayatta, birinden yardım gördüğümüzde karşılığında minnet duymak yerine bunu bir kazanç kapısı yapmak ya da zorla hak iddia etmek doğru bir davranış değildir. İnsanlar arasındaki tüm ilişkiler; hırstan ve bencilce taleplerden uzak, tamamen adalet, karşılıklı saygı ve gönüllülük esası üzerine kurulmalıdır.

Daha Fazla Göster

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu