Andersen Masalları

Fareli Köyün Kavalcısı

fareli köyün kavalcısı masalı
Fareli Köyün Kavalcısı Masalı

Bir zamanlar, Almanya’da bulunan Hamelin adında küçük bir kasaba varmış. Bu kasabanın büyük bir sorunu varmış. Her yerde fareler dolaşıyormuş. Sokaklar, evler ve depolar farelerle dolup taşmış. İnsanlar artık rahat uyuyamaz olmuş ve kasabada yaşayan herkes bu durumdan çok şikâyetçiymiş.

Sonunda kasaba halkı belediye başkanının yanına gitmiş ve farelerden kurtulmaları için yardım istemiş. Belediye başkanı da bu sorunu çözeceğine söz vermiş.

Bir gün, garip görünümlü bir adam kasabaya gelmiş. Başında tuhaf bir şapka, elinde ise uzun bir kaval varmış. Kasabadaki insanların telaşla farelerden şikâyet ettiğini duymuş. Bunun üzerine doğruca belediye başkanının yanına gitmiş.

— Kasabanızdaki fare sorununu çözebilirim. Eğer kabul ederseniz bu işi ben yapayım, demiş.

Belediye başkanı şaşkınlıkla:
— Gerçekten Hamelin’deki bütün farelerden kurtulabilir misin? diye sormuş.

Kavalcı kendinden emin bir şekilde:
— Evet, kurtarabilirim, demiş.

Bunun üzerine belediye başkanı:
— Eğer bunu başarırsan sana bin altın vereceğim, demiş.

Kavalcı kabul etmiş ve kasabanın sokaklarında yürümeye başlamış. Ardından kavalını çalmış. İnsanlar çok garip bir melodi duymuş. Bir süre sonra büyük küçük, şişman zayıf bütün fareler saklandıkları yerlerden çıkıp kavalcının peşine takılmış.

Kavalcı yürüdükçe fareler de onu takip etmiş. Sonunda nehrin kenarına ulaşmışlar. Kavalcı kavalını çalmaya devam etmiş ve farelerin hepsi nehre atlayarak sulara kapılıp gitmiş.

Kasaba halkı çok sevinmiş. Herkes kavalcıyı alkışlamış. Bir süre sonra kavalcı ödülünü almak için belediye başkanının yanına gitmiş.

Fakat belediye başkanı sözünde durmamış. Bin altın vermek yerine yalnızca yüz altın vermiş.
— Zaten yaptığın iş çok kolaydı, bu kadar altın fazla olur, demiş.

Kavalcı aldatıldığını anlayınca;

“Ben size bir oyun oynayayım da görün,” demiş ve kavalını çalmaya başlamış. Kavalın büyülü sesini duyan bütün çocuklar koşarak çalgıcının yanına gitmişler. Çalgıcı hem kavalını çalıyor hem de ağır ağır yürüyormuş. Köyün bütün çocukları da onun peşine takılmış. Kısa süre sonra köyde hiç çocuk kalmamış.

Analarla babalar büyük bir korkuya kapılmışlar. Ne yapacaklarını bilemeyince hemen muhtarın yanına gitmişler.

— Ne yaptın sen muhtar? Çalgıcının hakkı olan bir kese altını verseydin bunlar olmayacaktı. Bak, şimdi çocuklarımızı alıp götürdü, demişler.

Kavalcı öfkeli bir şekilde çocuklarla birlikte ormana gitmiş. Uzun süre yürüdükten sonra büyük bir ağacın altında dinlenmek istemiş. O sırada aklına tekrar köye dönüp altınlarını istemek gelmiş. Telaşla ayağa kalkınca sihirli kavalını ağacın altında unutmuş.

Bir süre sonra çocuklardan biri yerde duran kavalı bulmuş. Merak edip kavalı çalmaya başlamış. Kavalın sesini duyan bütün çocuklar hemen onun yanına toplanmışlar. Çocuklar artık evlerine, annelerinin ve babalarının yanına dönmek istemişler.

Kavalı bulan çocuk köyün yolunu biliyormuş. Elinde kaval, en önde yürümüş; diğer çocuklar da arkasından gitmişler. Bir süre sonra köye ulaşmışlar.

Çocuklarını karşılarında gören annelerle babalar sevinçten gözyaşı dökmüşler. Köyde büyük şenlikler düzenlemişler. Günlerce eğlenmiş, sofralar kurmuş ve mutluluk içinde yaşamışlar.

Bu olaydan sonra köylüler muhtara çok kızmışlar.

— İnsan verdiği sözü tutmalıymış, demişler. Sonunda muhtar da yaptığı hatayı anlamış ve çalgıcının hakkı olan altınları vermiş.

Hakkını alan çalgıcı ise hayallerini gerçekleştirmek için köyden ayrılmış.

Onlar ermiş muradına, biz gidelim diğer masalları okumaya.

Daha Fazla Göster

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu