Prenses Masalları

Rapunzel


Dünya klasik masalları arasında yer alan Rapunzel Masalı, Türkiye’nin en iyi çocuk masalları sitesinde ücretsiz okuyun! Keyifli okumalar diliyoruz.

Bir varmış, bir yokmuş. Uzak ülkelerin birinde mutlu bir aile varmış. Bir kız çocukları olmasının ümidiyle yaşar, her gün bunun için dua ederlermiş. Günün birinde kadın hamile olduğunu anlamış, kocasına hemen müjdeyi vermiş. Mutluluktan havaya uçuyorlarmış. Hamileliğin de etkisiyle, kadın ne görse canı istiyormuş. Bir gün kadın eşiyle beraber eve dönerken yan bahçede yemyeşil ve parlak bir marul görmüş, canı çok istemiş. O ev de cadının eviymiş.

Kocası, karısının bu isteğini yerine getirmek için gizlice bahçeye girerek marullardan bir taneyi koparıp kaçmış. Ertesi gün karısı tekrar o maruldan istemiş, kocası tekrar marulu koparmaya gittiğinde, bir anda cadı karşısında belirmiş;

-“Marullarımdan uzak dur! Sen kim oluyorsun da benden izinsiz bahçeme girip marullarımı koparıyorsun?” demiş.

Adam korkudan ne yapacağını bilememiş, çünkü cadı çok öfkeliymiş. Adam tüm cesaretini toplayarak:

“Özür dilerim, eşim hamile, yakında bir çocuğumuz olacak. Karım buradan geçerken marullarınızı gördü, canı çok çekti, gelip sizden istemeye çekindik. Lütfen bağışlayın, ücreti neyse verebilirim.”

Cadı, adamın sözlerini hiç duymamış gibi; “Seni çok kötü cezalandıracağım, bahçeme izinsiz girdin. Bu yaptığın cezasız kalmayacak, seni bırakmamı istiyorsan o çocuğun doğduğunda onu bana getireceksin.” demiş.

Adamcağız bir çıkış yolu bulamayınca korkudan cadının teklifini kabul edip, evine dönmüş. Kadın, doğum yapana kadar her gün cadının bahçesindeki marulları yemeye devam etmiş. Gel zaman git zaman kadın bebeği doğurmuş. Ona Rapunzel ismini koymuşlar. Cadı, evin yanından geçerken bebeğin ağlama sesini duymuş, hemen eve gelip anne ve babasından çocuğunu alıp kaçmış. Bebeğin annesi ne kadar yalvarmışsa da cadı hiç umursamamış.

Günler günleri, haftalar haftaları kovalamış, aradan aylar yıllar geçmiş. Aradan yıllar geçmiş. Rapunzel’in ailesi onun özlemiyle yaşıyormuş. Rapunzel, hiçbir şeyden habersiz büyümüş 17 yaşında çok güzel bir genç kız olmuş. Sapsarı saçları, masmavi gözleri ay gibi berrak bir yüzü varmış. Cadı, hiç kimsenin onu bulamaması için ormanın içinde yüksek bir kuleye hapsetmiş. Rapunzel, bu süre içerisinde saçlarını hiç kestirmemiş. Altın sarısı saçları metrelerce uzunluktaymış. Rapunzel, her sabah uyanır, saçlarını tarar ve pencerenin kenarına geçer, ormandaki manzarayı izleyip kendi kendisine şarkılar söylermiş. Günlerden bir gün, Rapunzel pencerenin kenarında şarkı söylerken, onu bir prens fark etmiş.

Prens, sessizce sesin geldiği yöne doğru gitmiş, Rapunzel’i görmüş. Tam o sırada cadı eve dönmüş, aşağıdan seslenmiş;

-“Rapunzel, Rapunzel uzat saçlarını!” diye seslenmiş.

Rapunzel, uzun altın sarısı saçlarını aşağı sarkıtmış, cadı Rapunzel’in saçlarına tırmanarak yukarı çıkmış.

Rapunzel’in güzelliği prensi büyülemiş. Prens akşam olmuş, evine dönmüş ama Rapunzel bir türlü aklından gitmiyormuş. Prens ertesi gün sabah uyandığı gibi ormana koşmuş, Rapunzel’in kulesinin yanına gelmiş. Sesini de biraz cadının sesine benzeterek;

-“Rapunzel, Rapunzel uzat saçlarını.” diyerek seslenmiş.

Rapunzel, cadının geldiğini sanarak saçlarını uzatmış. Prens, Rapunzel’in altın sarısı saçlarına tutunarak kuleye tırmanmış.

Rapunzel birden karşısında prensi görünce ilk anda çok korkmuş. Çünkü hayatında ilk defa cadıdan farklı bir insan görüyormuş. Çok geçmeden prensin kötü biri olmadığını anlamış. Prens, “Çok güzelsiniz prensesim, çok güzel bir sesiniz var, sizi gördüğümden beri yüzünüzün ve sesinizin güzelliği aklımdan gitmiyor.” demiş.

Rapunzel, prensin güzel sözlerine karşı tebessüm ederek teşekkür etmiş. Prens, Rapunzel’i görür görmez aşık olduğunu itiraf etmiş. Rapunzel de prensten çok hoşlanmış. Sonraki günler Rapunzel ile prens daha sık görüşüyorlarmış. Rapunzel her sabah pencereye çıkar şarkılar söyler, prens de ona eşlik edermiş. Günlerden bir gün, prens kuleye tırmanırken cadı onu fark etmiş. Böylece prens ve Rapunzel sürekli görüşür olmuşlar. Bir gün annesi ormandan dönerken, prensin geldiğini ve Rapunzel’in yanına tırmandığını görmüş. Onları bir süre izlemiş, prens gittikten sonra kuleye çıkmış, başlamış Rapunzel’i azarlamaya.

“Benden habersiz birini nasıl getirirsin kuleye, benim iznim olmadan hiçbir canlıyı kuleye almayacaksın diye dememiştim mi sana” diyerek, makası tuttuğu gibi Rapunzel’in upuzun altın sarı saçlarını kesmiş ve Rapunzel’i bir çöle göndermiş. Sıra gelmiş prensi cezalandırmaya.. Prens, hiçbir şeyden habersizce sabah uyandığı gibi soluğu Rapunzel’in kulesinin önünde almış;

“Rapunzel, Rapunzel uzat altın sarısı saçlarını.” demiş. Cadı, Rapunzel’den kestiği saçları aşağıya sarkıtmış, prenses saçlara tutunup yukarı tırmamnmış. Birden karşısında cadıyı görünce hemen kaçmak istemiş ama cadı onu yakaladığı gibi çalıların üzerine fırlatmış. Prens çalıların üzerine düştüğünde gözüne çalılar batmış ve kör olmuş.

Prens, o günden sonra başlamış Rapunzel’i aramaya, günler günleri, haftalar haftaları kovalamış, aylar yıllar geçmiş sonunda prensin yolu çöle düşmüş. Çölde Rapuzel’i ararken, birden bir ses duymuş;

“Evet! Bu Rapunzel’in sesi ona bir daha kavuşacağıma inanıyordum.” diyerek sesin geldiği yöne doğru gitmiş. Rapunzel, prensi karşısında görünce sevinçten havalara uçmuş, hemen prense sarılmış bu sırada mutluluktan Rapunzel’in gözlerinden akan gözyaşları prensin gözlerine gelmiş. Prens birden görmeye başlamış. Evet bir mucize olmuş, Rapunzel’in gözyaşları prensin gözlerine ilaç olmuş. Sevginin gücü bu demişler! Birbirlerine sıkıca sarılıp bir daha ayrılmamak üzere birbirlerine söz vermişler. Prens, Rapunzel’i alıp birlikte saraya dönmüşler, dillere destan bir düğün yapıp mutlu mesut yaşamışlar. Onlar ermiş muradına biz gidelim uyumaya..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu